Yazarlar

İyi takım olabilmek


Bahsettiğim, kaliteli insan kaynağının seçimi değildir. O konunun halledildiğini ve işletmemize uygun adayların kazandırıldığını varsayıyoruz. Hani profesyonel futbolda büyük bütçeler harcanarak kurulan kadrolar ve ardından yaşanan büyük hüsranlar var ya bizim sektörde de benzer duruma sık rastlanması konunun önemini artırmıştır.

İnsan Kaynakları Departmanı ne kadar hassas çalışma yürütse ve ekibi oluştursa da, o ekibin yönetimini üstlenen tepe yönetime önemli iş düşmektedir.

Bir müddet önce departmanlar arasında ilişkinin nasıl olması gerektiğini yazmıştım. Burada ise iyi takımı teşkil edecek bireylere hangi özelliklerin kazandırılması ve onları yönetecek kademelerin nasıl davranması gerektiğini belirteceğim.

Zira departmanlar ve bireyler bir aşamadan sonra bağımsız çalışmaya ve her yiğidin yoğurt yiyişi farklılaşmaya başlarsa takım oyunu terk edilmiş olur.

Bu konuda bolca örnek vardır. Aynı zincirin her şubesinde mağaza yöneticisinin zevki veya inisiyatifi ile şekillenen düzenlemelere çok sık rastlıyoruz. Kurumsal yönetimin geçerli olduğu bir işletmede buna izin verilebilir mi ?

Mağazalara hiç gitmeyen kategori yöneticilerine sık rastlıyoruz. Ben bu arkadaşları karayoluna hiç çıkmayan şöförlere benzetiyorum. Otoparkta direksiyona oturuyorlar ve arabayı hareket ettirmeden sürer gibi yapıyorlar.

Takım oyuncusu enerjik olmalıdır ve oturmamalıdır. Yardımsever olmalıdır ve birlikte iş çıkartmaktan zevk almalıdır. Eleştiriye açık olmalı ve hataları anında düzeltmelidir. Zamanını iyi yönetmeyi öğrenmelidir. Alaylı çalışanlardan elde edilecek bilgiler olduğuna inanmalı ve bunu kazandıracak iletişimi sağlamalıdır.

Takım oyunu dediğimiz; oyuncuların arasındaki isabetli paslaşmalar ve aralarındaki koordinasyon ile oluşacak başarı seviyesidir. Yine spor müsabakalarında seyrediyoruz, ayağına topu alan egoist futbolcu tek başına karşı kaleye gitmeye çalışıyor ama her iki yanında bomboş bekleyen arkadaşlarına topu aktarmadığı için pozisyonu heba ediyor.

İşte ekibin içindeki bu tarz unsurlara asla izin verilemez. Hele hele “sen işini bilirsin, gereğini yap” denemez. O zaman teknik direktöre ihtiyaç olur mu?

Şirketler prosedürlerle yönetilir. Üst yönetim bu titiz çalışmayı yapmalı ve bütün görev tanımları da kitapçık içinde yer almalıdır. İnanın bu aşamayı tamamlayan işletmeler içinde dahi takım oyunu ihmale uğrayanlar vardır. Zira gereken koordinasyon toplantıları usule uygun yapılmadığı ve faaliyet raporları zamanında yerine ulaşmadığı için hangi işin kim tarafından nasıl yapıldığı anlaşılamamakta ve karambol ortamı oluşmaktadır.

Veya çeşitli sebeplerden bir departman diğerlerine karşı hakim rol oynamakta ve onları etkisiz duruma getirmektedir. Örneğin satınalma müdürü patronlardan birisi olsa bile sadece üstlendiği pozisyon kadar yetkisi olmalıdır. Daha fazlası takım oyununu bozar.

Takım içinde hiç kimse kontrol dışı tutulamaz. Güven kontrole mani değildir.

Bireyler arasında koordinasyon önemlidir ama iyi zaman yönetimi eşliğinde gerçekleşmelidir. Her işin süresi toplantı tutanaklarında ve faaliyet raporlarında yer almalıdır.

Takım içi çatışmalara asla izin verilemez. İşin kavgası normaldir, ancak kişisel sürtüşmeler engellenmelidir. Birçok şirkette birbirine küsen yöneticilere rastlıyorum. En azından mecbur kalmadıkça yan yana gelmemeye çalışanlara…

Bu durumu hiç kimsenin görmezden gelme hakkı olamaz. Zira şirket menfaati kişisel özgürlüklerin önündedir.

Bizim mesleğimiz sevmeden yapılamaz. Ekip içinde on kişi işini severek yapsa, üç kişi ise angarya olarak kabullense o takımın hızı kesilir, verimli olması ve kaliteli iş çıkartması mümkün olmaz.

Takımı oluşturmaktan daha önemlisi ise takım ruhu yaratabilecek, ortak hedefler etrafında takım üyelerini buluşturacak lidere sahip olmaktır. Bunun için de sadece mesleki kariyer yetmez. Yönetme becerisini destekleyen özelliklere ihtiyaç vardır.

Bunlar değişime ve yeniliklere açık olmak, esnek davranmayı becerebilmek, iletişim ve motivasyon yeteneğine sahip olmak, müşteri odaklı çalışmak ve eğitim ihtiyacını iyi ölçebilmektir.

Gerek liderin gerekse ekip üyelerinin performans ölçümlerinde, kişisel başarılardan önce “takım oyunculuğu”na ne kadar yatkın oldukları değerlendirilmelidir.