Yazarlar

Yerel zincirler için strateji zamanı…


Türkiye’nin son on beş yılı diyebileceğimiz bir zaman diliminde kuruluşları gerçekleşti. Ufak diye nitelendirebileceğimiz bir ölçekle işe başladılar. Ülkemizin gelişimine paralel tüm sosyal, siyasi, teknolojik ve ekonomik gelişmeleri en derinden hissettiler. İstikrarın da istikrarsızlığında ne anlama geldiğini en iyi onlar hissettiler. Büyük olmanın ya da küçük kalmanın ne anlama geldiğini de… İşlerinin başındaydılar, kazanmanın da kaybetmenin de ne demek olduğunu bildiler. “Bir” olmanın “diri” olmak anlamına geldiğini fark ederek bir araya geldiler. Rakiptiler dost oldular. Dostluktan öte sinerji yaratıp şu anda tüm ülkeye örnek olacak adımlar atıyorlar. Ülkenin sektörel açıdan gündemini, gelişimini ve yönünü belirleme sürecinde hızla ilerliyorlar. Büyüyorlar. Daha çok istihdam sağlıyor, daha çok kira ödüyor, daha çok satın alıyor, daha çok reklam veriyor, daha çok vergi ödeyerek büyüyorlar, onların büyümesi demek, sektörün büyümesi demek. Sektörün büyümesi demek ülke ekonomisinin büyümesi, ekonominin büyümesi demek hayallerin ve hedeflerin büyümesi demektir. Dünya ekonomilerinin durgunluk yaşamasına rağmen ülkemizin büyüme sürecine devam ederek gösterdiği başarıyı yerel zincirler de yüzde yirmi bir’lik bir büyüme performansı göstererek elde etmişlerdir. Türkiye Perakendeciler Federasyonu çatısı altında bölgelerde kurulan Perder’ler ile yapı hem fiziksel olarak hem de zihinsel olarak gelişmeye ve büyümeye devam ediyor. Bu durum yalnızca tarafımızdan değil gerek ülkemiz gerekse ülke dışındaki oyuncularında hayli ilgisini çekmekte. Bu durumda Türkiye perakendesinin bir kavşak noktasında olduğunu söylemek mümkündür. Bu kavşaktan sonra mevcut yapı içerisinde gelecekte de var olabilmek ve diri olabilmek için stratejik kararlar ve politikalar geliştirilmelidir. Sanırım artık yıllar önce yapılan ve tutmayan tahminlerden daha fazla dikkate alınıyor olmalılar! Bu durumda ticari olarak Türkiye pazarında faaliyet göstermiş ve göstermeyi düşünenler ile yakın gelecekte giriş yapma arzusu içerisinde olanların bu yapı üzerinde daha stratejik düşünme ve karar alma ihtiyacı söz konusu olmuştur. Bu sebepledir ki içyapı ile ilgili olarak gerek STK, gerekse üye bazında güçlenerek ilerlemek ve ulaşılan büyüklük ile birlikte yönetsel anlamda başarılı işlere imza atmak artık her zamankinden daha fazla zorunluluk haline gelmiştir. Dış çevre ile ilgili olarak ta her türlü gelişmeyi takip etmek, anlamlandırmak ve hatta önceden görerek hamle yapmak gibi bir misyonu daha oluşmuştur. Noktaları geleceğe bakarak birleştiremeyiz belki ama geçmişe bakarak en azından tahmin edebiliriz. İç ve dış odaklanma belki ileride tarihi çok önemli başarıların bugünkü temellerini oluşturabilir. İnanmak başarının yarısıdır sözü aslında başarmak için inanmak zorunda olduğumuzu ve birbirimize güvenmek durumunda olduğumuzu da vurgulamakta. Ülkenin her yerinde bu gelişim heyecanının yaktığı ateşi bu ateşin beraberindeki inancı gözlemleyebiliyorum. Ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine her yerde aynı inanç, heyecan ve samimiyet apaçık görülüyor. Sanki bir seferberlik gibi, sanki bir yeniden fetih heyecanı, yeniden başarabiliriz, yapabiliriz isteği var insanlarda. Uzunca bir süredir devam eden makûs talihimiz sanki bizim lehimize ekonomik yollarla yeniden düzlüğe çıkacak. Bu sebeple görev ve sorumluluklar aslında görünenden daha ağır ve zor gibi…

Bu yılki YZB organizasyonu ile birlikte ilk defa küresel oyuncu olabilmek ve küresel bir markaya yolculuğun hayalini kurmak Türk perakendesinin geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Bu büyümenin ve gelişimin sonunda artık mevcut yapıların rakamlar ve duyguların işletme hedef ve amaçlarına uygun bir şekilde yönetilebilmesi ve süreçlerin tamamına hâkim olunabilmesi anlamına gelmekte. Bana göre bu yolculuktaki en büyük engel, kurumsal yönetim ilkelerine zamanında geçilememesi ve organizasyonel yapıların kişilere bağlı olmaktan çıkarılamaması olacaktır. Ana temanın Kurumsal Yönetim oluşu hakikaten de yukarıda ifade etmeye çalıştığım “kavşak” nokta ile aynıdır. İhtiyaç doğru tespit edilmiş durumda. İhtiyacı hissetmekse sanırım çözümün en önemli adımlarında bir tanesi. Bu durumda ihtiyaçlar doğrultusunda adımlar atmak ve önümüzdeki birkaç yıl içerisinde sürdürülebilir bir başarı için yönetsel anlamda görev tanım ve sorumlulukların belirlendiği, aile içi ve aile-profesyonel ilişkilerinin ticari ve insani boyutlarının belirlendiği, ihtiyaç olan IT ( bilgi teknolojileri) ve teknolojik altyapının oluşturulması, doğru stratejileri belirleyip, doğru konseptlerle yola devam edebilmenin yollarını arayıp bulmak mecburiyetindeyiz. Aksi halde güçlü yanlarımız bizim için tehditlere dönüşebilir.

2012 strateji belirleme yılı olsun. Hem bireysel olarak hem de kurumsal olarak Swot analizlerimizi (güçlü ve zayıf yönlerimizi) yaparak, ihtiyaçlarımızı tespit edelim. En azından tespit etmek için çaba sarf edelim, “elimizden gelenin en iyisini yaptık” diyebilmek için…

 Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil.

                                                                                              Sweetland