Yazarlar

BÜYÜK MAĞAZALAR YASA TASARISI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


“Güç yozlaştırır. Mutlak güç, mutlaka yozlaştırır…”        Lord Acton

24 Şubat 2006 tarihinde Sanayi Bakanlığı tarafından hazırlanarak Başbakanlığa sunulan ve o tarihten bu yana yasalaşması beklenen taslağın 3 yılı aşkın bir süredir yürürlüğe girmemiş olması; maalesef ülkemizin en hızlı büyüyerek gelişen sektörü olan perakende sektörünün gelecekteki sorunlarını da büyüterek ötelemektedir. Sanırım bu tasarı yasalaştığında artık bizim sektörel sorunlarımızda başkalaşıp çıkan yasa çoğu zaman olduğu gibi ihtiyaçları karşılamaktan uzak kalacaktır. Tasarı taslağı ilk olarak 2004 yılında hazırlanmış. Devamında 2006 yılında da tekrar sanayi bakanlığı tarafından Başbakanlığa sunularak oradan da TBMM’de ilgili komisyona iletilmiş. Çıkıp çıkmayacağı konusunda ise herhangi bir belirti şuan itibariyle gözükmüyor. Taslağın Niçin? Ve Nasıl? Bu kadar uzunca bir süredir sürüncemede kaldığını anlayabilmiş değilim.
Tasarı öyle tahmin edildiği gibi “milli refleksler” hazırlanarak uluslararası sermayeye karşı yerel sermayenin kollanmasını sağlamak gibi bir misyon asla taşımıyor. Tam tersine her gelişmiş ülkede olduğu ve olacağı gibi rekabetin eşit şartlarda gerçekleşmesi gerektiği düşünülerek yerel ve küçük perakendecinin aleyhine olan durumların ortadan kaldırılarak korunması amacını taşıyor. Bu amacı küçümsemek aslında ya piyasa ekonomilerinden ve gelişmiş ülkelerdeki sistemlerden haberdar olmamak ya da en hafifinden bireysel menfaatlerini ülke ve toplum menfaatlerinin önünde tutmak anlamı taşır.

“PAZARA GİRİŞ ENGELİ”

Konu sadece uluslararası marketlere karşı bakkalların korunması meselesinden ibaret değil. Bu tasarı ile birlikte düzenlemeden olumlu etkilenecek çevreler yalnızca bakkallar değil; aynı zamanda üreticiler, tedarikçiler, tüketiciler ve yerli sermayenin ta kendisidir. Yani ülke olarak bu tasarının kanunlaşmasına ihtiyacımız var. Elbette yabancı sermaye ülkemize yatırım yapmalıdır. Ve bu tasarıyı “pazara giriş engeli” olarak görmek mümkün değildir. İlgili olanlar bilirler ki gelişmiş tüm ülkelerde “pazara giriş engeli” diye bir engel vardır ve elinizi kolunuzu sallayarak gelişmiş bir Avrupa ülkesinde ya da Amerika da rekabeti lehinize dönüştürecek ve pazar hâkimiyeti sağlayacak bir şekilde bırakın ticari faaliyet yapmayı yatırım dahi yapamazsınız. Ülkemizdeki durum tam tersine kendi ülkemizin dinamiklerini uluslararası standartlarda perakendecilik yapabilecek boyutta gelişimini sağlamak ve katkı yapmak olacakken; mevcut duruma bakıldığında yabancı sermaye açısından “kaymaklı pazara çok kolay giriş” durumunun söz konusu olduğu gören gözler için aşikârdır. Bu durum iddia edildiği gibi bir engelin çıkartılması değil, yalnızca rekabetin eşit şartlarda olabilmesi amacıyla gerçekleştirilmek istenen bir düzenlemeden ibarettir. Elbette rekabet mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren kuruluşlar arasında özgürce yapılabilmeli ve ebetteki düzensiz ve verimsiz olan teşebbüsler yarış dışı kalmalı ancak unutulan bir gerçek var ki, o da: Vahşi kapitalizm ve küresel rekabetin doğurduğu tamiri mümkün olmayan büyük tahribatlar. Sanırım olaya birde bu yönüyle bakmak ve küresel olarak da irdelemek gerekir. Küresel boyuttaki bir gücün yasalarınızdaki boşluklardan yararlanarak hızla pazarda büyümesi ve pazarın önemli bir kısmını eline geçirmesinin sonuçlarını değerlendirebilecek öngörüye elbette sahibiz.
Büyük mağazacılık, özellikle hızlı gelişen büyük şehirlerimizde önceden planlanmamış arsaların olmayışı nedeniyle inşa edildiği alanlarda uygun olmayan bir biçimde gerçekleşmektedir. Hem yerleşim açısından hem de hiçbir standarda ve kritere tabi tutulmadan faaliyetlerde bulunan büyük mağazalar elbette beraberinde birçok sorunu da birlikte ülkemize taşımışlardır. İlk etapta bir takım avantajları varmış gibi gözüken bu durum aslında uzun vadede hiçte öyle iddia edildiği gibi tüketicinin ya da ülke ekonomisinin lehine olmamaktadır. Bir kere rahatça giriş yapabildikleri gibi ülkemizde kazandıkları paralarla da çok daha rahat “çıkış” yapabilmektedirler.

“ÜRETİCİ VE TEDARİKÇİ HER GEÇEN GÜN ZORLANIYOR”

4054 sayılı kanunun 3. maddesinde rekabetin tanımı, mal ve hizmet piyasalarındaki teşebbüsler arasında özgürce ekonomik kararlar verilebilmesini sağlayan yarış olarak ifade edilmekte iken yukarıda ifade ettiğim durum bile tek başına bu yasayla çelişmektedir. Bu kadar büyük sermayelerin Türkiye’ye rahatça giriş ve çıkışları piyasaların haksız rekabetle karşı karşıya kalındığının yalnızca bir tek göstergesidir. Büyük Mağazaların Türk toplumunun alışveriş kültünü değiştirdiği ve bazı avantajları nedeniyle tercih edildiği bir gerçektir. Örneğin raflarda dilediği ürünlere ait alternatifleri aynı mekânda bulabilmesi, ölçek ekonomisinin getirdiği ve yüksek alımlar nedeniyle fiyatlarının daha avantajlı gibi görünüyor olması, küçük marketlere oranla daha verimli ve bilimsel işletiliyor olmaları gibi nedenlerle tüketiciler tarafından tercih edildiği bir gerçektir. Ancak çok büyük alımlar yapıyor olmalarının tedarikçiler ve üreticiler üzerindeki anormal baskısı giderek üretici-tedarikçi ve tüketici arasındaki fiyat marjının büyük mağazalar lehine daraldığı bu durumunda üretici ve tedarikçiler her geçen gün çok daha zor günler yaşamaktadırlar. Fiyatı da ödeme günü ve şeklini de artık belirleyen tek taraf olma noktasına gelmişlerdir. Her geçen gün kendi market markalarının payları artmakta aynı zamanda kendi tedarikçisi ve üreticisi ile kıyasıya bir rekabete girmekteler. Hatta yavaş yavaş birçok üründe doğrudan kendileri üretici konuma geçmişlerdir. Nihai olarak bu durumun ülke ekonomisine nasıl bir katkı yapacağı tartışma götürmez bir gerçektir. Böyle bir ortamda rekabetten ve yarıştan bahsetmek mümkün olamaz. Aksine rakiplerin yavaş yavaş yok edilmesiyle kazanılacak haksız bir zaferin sonunda hüsrana uğramak kaçınılmaz olacaktır.
Büyük Mağazalar Kanunu mal ve hizmet piyasalarının özellikle perakendenin kayıtlı, kurallı ve standartlara sahip bir şekilde Kuruluşlarına, Faaliyetlerine ve Denetlenmelerine ilişkin esasları kapsamaktadır. Bu esaslar özellikle perakendeci formatların hangi usul ve esaslarla kurulacağını, hangi usul ve esaslara göre faaliyetlerde bulunacağını ve de bir sicil dosyası oluşturularak faaliyetlerinin denetimlerinin ne şekilde olacağını belirlemektedir Tasarının tamamına birçok adresten ulaşabilirsiniz. Özellikle, Sanayi Bakanlığı resmi web sitesi bunların başında geliyor. Özellikle Kuruluş İzni Kriterleri olarak belirlenen 5. Maddeyi sizlerle paylaşmak isterim.
“Kuruluş izini kriterleri;
Madde 5.- Büyük mağaza kurulabilmesi için; öncelikle imar planlarında ticaret alanı, kentsel ve  bölgesel iş merkezi ya da tali iş merkezi ayrılmış olması ve bu alanların büyük mağaza kurulmasına müsait bulunması şartı aranır. Ayrıca kuruluş talebi;
a) Faaliyet gösterilecek yerdeki yapı yoğunluğunun elverişliliği, nüfus ve trafik yoğunluğu,
b) Faaliyet gösterilecek yerdeki esnaf ve sanatkarlar ile küçük ve orta boy işletme yoğunluğu,
c)  Satış alanları büyüklüklerine göre büyük mağazaların şehir yerleşim merkezlerine ve birbirlerine olan uzaklıkları,
d)  Büyük mağazaların  ulaşım, otopark, sosyal tesisleri ile şehir alt yapısına getireceği   yükler ve çevre sorunları,
e) Mevcut yapıların büyük mağaza olarak kurulmasının talep edilmesi halinde, yapı kullanma izin belgesinin varlığı, yapı standardının büyük mağaza kullanımına uygun olması, depreme dayanıklılık, yangın ve benzeri risk durumları için tedbirlerin yeterli olup olmadığı, yönlerinden değerlendirilir.
İmar planlarında ticaret alanı, kentsel ve  bölgesel iş merkezi ya da tali iş merkezi ayrılmamış olması halinde, kuruluş izin talebi, yukarıdaki koşullar ile yönetmelikle belirlenecek diğer koşulları içeren Rapor çerçevesinde değerlendirilir.

“HİPERMARKET YOK OLMAYACAK MAĞAZACILIK DÜZENLENECEK”

Yukarıda belirlenen koşullar veya Değerlendirme Komisyon tarafından hazırlanan Rapor, piyasa ekonomisi ve ticari kurallardaki gelişmeler ışığında kamu yararı esas alınarak yetkili makam tarafından değerlendirilir ve kuruluş talebinin uygun olup olmadığına otuz gün içinde karar verilir. Büyük mağazanın kuruluş izin talebinin kabul edildiği veya gerekçeleri de belirtilmek suretiyle reddedildiği, yetkili makam tarafından talep sahiplerine bildirilir. Kuruluş talebinin reddedilmesine ilişkin işlemin dava konusu edilmesi ve davanın reddi yönünde verilen kararın kesinleşmesi halinde, aynı yer için yeniden yapılacak kuruluş talepleri başka bir gerekçe gösterilmeksizin reddedilir. Büyük mağazaların kurulmasına ilişkin içeriği ve şekli yönetmelikle belirlenen belge valilik tarafından tanzim edilir ve verilir.” Okuduğunuzda yalnızca kuruluş yerleri ile ilgili kriterler bile sanırım bu tasarının bir birey ve vatandaş olarak hayırlı gelişmelere sebep olacağını anlamak mümkün. Tasarıda belirtilen aslında Hipermarketlerin yok edilmesi değil sadece mağazacılık alanının düzenlenerek rekabet koşullarının dengelenerek eşit hale getirildiği bir yapılanmanın gerçekleştirilmesi. Sanırım bu düzenlemelerle büyük mağazaların hafta sonu kapalı kalmasını sağlamak ve onları şehrin dışına çıkarılmalarını sağlamanın yanı sıra bir semtin ya da şehrin doyum oranının belirlenmesi ve birbirleri arasındaki mesafenin makul ölçülerde olması sonuç olarak ülke ekonomisi ve milli sermaye açısından çok daha anlamlı olacaktır. Ancak bilinmelidir ki; herkes için eşit kurallar oluşturulmadan ve yerli oyuncuların küresel markalarla rekabet ederek mücadele edecek bir yapıya kavuşmadan sorunların bitmeyeceği gerçektir!