Yazarlar

Ekosistem ve insan


Ekosistem, canlıların birbirleriyle ve onu saran çevrenin karşılıklı etki ve ilişkileri ile oluşan, süreklilik arz eden ekolojik sistem olarak tanımlanabilir. Ekosistem, aynı zamanda bir besin ağı ile şekillenmektedir.

Ekolojik sistemin sürdürülebilirliği bütün canlılar için olmazsa olmaz varlık koşuludur. Bu yaşamsal gerçekliğe rağmen ekosistemin bozulmasında insan faktörünün tartışılamaz bir rolü vardır. İnsan faktörü dışındaki etkenlerde bile insanın yanlış yönetim tarzının sonuçlarının izlerini görmek mümkündür. Örneğin, doğal etkenlerden biri olarak kabul edilen erozyon ile insan ilişkisi denklemini kısaca irdeleyelim: Erozyon, diğer adıyla aşınımdır. Toprakların, başta akarsular olmak üzere dış etkenlerle aşındırılıp  yerinden koparılması ve başka yerlere sürüklenme olayıdır.

Birleşmiş milletler verilerine göre, dünyada erozyon nedeniyle 110 ülkenin çölleşme tehdidi altında bulunduğu belirtilmektedir. Oysa yine aynı örgüt, bu tehdidin önlenmesi için  yıllık 40 milyarlık bütçenin oluşturulmasının mücadele için yeterli olabileceğini belirtmektedir. Yani erozyonun ve onun yarattığı sonuçlarının bir kader olmadığını vurgulamaktadır.

Dünya ölçeğinde erozyon sonucu yıllık toprak kaybının ortalama olarak 20 milyar ton olduğu görülmektedir. Bu oranın 50 milyon hektarlık bölümünün tarım arazileri oluşturmaktadır. Nüfusun artış oranı ile ekim alanlarının azalması süreçleri ters bir oranla büyümekte ve makas giderek açılmaktadır. Bu sonuç, insanoğlunun gıda maddelerine  olan talebini artırmaktadır. Dünya’daki yaklaşık 1 milyar insanın açlık sınırında olduğunu düşünürsek erozyon, kuraklık ve diğer nedenlerle tarım arazilerinin azalmasının insanlık için gelecek açısından önemli bir tehdit oluşturduğunu görmekteyiz.

Toprak üretilmeyen bir kaynaktır. Bir santimetre verimli toprağın ortalama olarak 500 yıllık bir süreçte oluştuğunu düşünürsek içinde bulunduğumuz vahametin boyutları daha da anlaşılır olmaktadır. Diğer yandan binlerce yılda oluşan 3 santimetre kalınlığındaki toprak tabakasının erozyon karşısındaki ömrünün maalesef yalnızca 15 -20 yıl ile sınırlı olduğu  görülmektedir. Ülkemize baktığımızda Türkiye’nin erozyon sonucu yıllık kaybettiği toprak miktarının 1.4 milyar ton olduğunu ve bunun yarısını ise tarım topraklarının oluşturduğunu görmekteyiz.

Türkiye topraklarının 4/3 ünün erozyon tehdidi altında olması sorunun ciddiyetini ve önemini daha da yakıcı kılmaktadır. Türkiye’nin akarsular ile alanlarda taşınan  yıllık toprak kaybı maalesef  ABD’nin 7, Avrupa’nın 17 katı fazladır. Erozyon, yalnızca toprak kaybı üzerinde bir tehdit oluşturmakla kalmayıp toprağa can veren organik maddeleri içeren zengin örtüyü de yok etmektedir. Peki, erozyonun ekosistem içerisindeki tüm bu yıkıcı rolünü yalnızca doğal afet üzerinden mi izah etmeliyiz?

Bu denklemde İnsan faktörünün rolü nedir?              

Bilim adamları, doğal bitki örtüsü ile erozyon arasındaki ilişkiyi “Düşman Kardeşliği” olarak tanımlarlar. Birinin olduğu yerde diğeri barınmaz denir.  Bu gerçeklikten yola çıktığımızda, erozyonun canlıların yaşamı üzerinde tehdit olmasındaki önemli bir nedenin doğal bitki örtüsünün insan eliyle tahrip edilmesi olduğunu görürüz. İnsanoğlu, doğa katliamıyla bir eliyle kendi geleceğini, diğer eliyle de çocuklarına yaşanmaz bir dünya bırakmaktadır.

Sonuç olarak, her birimiz üretici veya tüketici kimliklerimizle, yöneten ve yönetilen statülerimizle aynı doğanın güneşini, havasını ve suyunu birlikte paylaşıyoruz. Birlikte üretiyoruz ve birlikte tüketiyoruz. Her birimizin, yaşadığımız doğaya ve ekosisteme karşı yaşamsal sorumluluklarımız var. Bu  bilinç ile doğamızı korumalı ve örgütsel birikimimiz olan derneklerimiz üzerinden ortak bir sinerji ile ekolojik sistemi besleyecek sosyal sorumluluk projeleri üretmeye devam etmeliyiz.