Yazarlar

Uçuşan marjlar


Genel giderler birbiriyle yarışırken.

İndirimler oran orana birbiriyle rekabet ederken.

Kar marjları için yüzde beş yüzler bile telaffuz edilirken!

Rekabet, caddelerde metrekareye düşen en çok şey olmuşken.

Anlatılanlar ve anlatılmak istenenler bir araya geldi. Bir araya geldi gelmesine de sanki bazı şeyler ya eksik kalmış ya da sanki bu güne kadar farklıymışçasına.

Yıllar önce ( 10 Nisan 2003) PERAKENDEĞİŞİYOR adlı konferans dizisinde yerel bir zincirin ortaklarından biri şu sözü kullanmıştı;

‘ onların ayaklarını, bizim ise ellerimizi bağlıyorlar ve aynı masada yemek yememizi istiyorlar.’

O günden bu güne masanın düzeninden, oturan oyunculara dek çok şey değişti ve değişimde devam ediyor. Perakendenin doğasında var bu zaten. Var var olmasına da değişime ayak uyduranların bile zaman zaman zorlandıkları dönemlerden geçtik ve geçiyoruz da. 2016 yılının bu konuda zorlu geçeceğini söylemek için sanırım kâhin olmaya gerek yok.

Önce asgari ücret artışının etkilerinin formüle edilmesi tartışıldı, ölçüldü ve uygulandı. Doğallıkla uygulanacaktı da.

Mutlu çalışanlara ihtiyacımız var.

İşini meslek olarak benimsemiş çalışanlara ihtiyacımız var.

Perakendeciliği meslek olarak seçtirecek uygulamalara ihtiyacımız var.

Bu da sektörün tüm kulvarlarındaki oyunculara ve çatı örgütlerine önemli sorumluluklar yüklüyor.

Şüphesiz onlarda gereklilikler ve beklentiler doğrultusunda çalışıyorlar ve üretiyorlar. Eşit temsil hakkı da bu beklentilerin başında geliyor. Aynı masada oturmak yetmiyor artık.

Perakende önemli ve önemi her geçen daha da artan bir sektör. Artan bu önem, etkileşimlerini de artırıyor yalnız! İstihdam bunların başında geliyor. Çalışılan tedarikçiler ise diğer önemli bir etken. Müşterilerde ayrı tutamayacağımız da diğer önemli bir gerçek.

Sektör Kazan –Kaybet ’ten, Kazan – Kazan –Kazan’a varalı da çok zaman oldu çünkü. En azından çoğu güçlü oyuncu böyle düşünüyor ve uyguluyor. Ancak hangi açıdan bakarsak bakalım, kazandırabilmek için kazanmanın da gerekli olduğu unutulmamalıdır.

Edward De Bono’nun Rekabet Üstü (*) adlı kitabının sunuş bölümünde şöyle der;  “ Burada anahtar sözcük ‘ayakta kalmak’ tır. Ayakta kalabilmek için rekabetçi olmanız gerektiği, hiç kuşkusuz tümüyle doğrudur. Sears gibi dev perakendeciler, gelişmiş bilgisayar sistemlerine ve metrekare başına yüksek satış oranına sahip olan Wal – Mart gibi diğer perakendecilerin karşısında ayakta kalabilmek için, maliyetlerini büyük ölçüde düşürmek zorundadırlar. Maliyetleriniz ve fiyatlarınız piyasanın çok üstündeyse, varlığınızı sürdüremeyebilirsiniz.

Ne var ki; yalnızca ayakta kalmayı planlayan her şirket, er ya da geç kendini iş dünyasının dışında bulacaktır. Sırf ayakta kalmak için plan yapan şirketler başarısız olurken, başarılı olmak için plan yapanlar ayakta kalacaktır.”

Bu gün Wal – Mart’ın bile mağaza kapattığını veya çalışan sayısında azaltmaya gittiği ülke, mağaza ve bölgeler olduğu düşünüldüğünde, rekabetin nerelere dek sirayet edebildiği açısından da önemli olduğunu düşünüyorum.

Önemli bir paya sahip perakende sektörünün, bu süreçten de en az “ hasarla ” çıkmak için o doğrultuda planlama yapması gerektiği veya yaptığı bilinen bir gerçektir.

Elbette ki kaynayan her tencerenin önemi yadsınamaz. Açılan her iş yerinin kazancının kutsallığı da.

Bu da bazı konuların “ rekabet üstü ” olmasını gerektirmez mi?

(*) Rekabet Üstü, Remzi Kitabevi, s. 9 – 10